10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde düzenlenen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi, IŞİD’in gerçekleştirdiği iki canlı bomba saldırısıyla kana bulandı. Türkiye tarihinin en ölümcül saldırılarından biri olan katliamda 103 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı.
Aradan geçen 11 yılda saldırıyı gerçekleştirenlerin yanı sıra katliamın planlanması, faillerin tespiti ve saldırının önlenmesindeki ihmallerin bütün yönleriyle açığa çıkarılması talebi karşılanmadı.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın firari sanıklar yönünden ayrılan dosyasında yargılama devam ediyor. Katliamın planlayıcıları arasında gösterilen ve saldırıdan sonra firar eden IŞİD üyelerinin önemli bir bölümünün Türkiye’ye getirilmemesi, davanın temel sorunlarından biri olmayı sürdürüyor. Öte yandan saldırıyla bağlantılı olduğu belirtilen bazı isimler katliamdan sorumlu tutulmak yerine örgüt üyeliği suçlamasıyla yargılanırken, kamu görevlilerinin sorumluluğuna ilişkin başvurulardan da sonuç alınamadı.
Davanın son duruşmalarında öne çıkan isimlerden biri, “Ammar” kod adlı Ömer Deniz Dündar oldu. Suriye’de yakalandıktan sonra Türkiye’ye getirilen Dündar, mahkemeye SEGBİS üzerinden katıldı.
Emre Kaya adına düzenlenmiş sahte kimlik kullandığı belirlenen Dündar’ın parmak izi, 2017 yılında bir canlı bomba saldırısında kullanılacağı tespit edilen bomba kemerinde de bulunmuştu. Hatay’da kullanılan bir araçta parmak izinin tespit edilmesine ilişkin iddiayı ise reddeden Dündar, “Bu imkânsız. Ben bu arabaya binmedim” dedi.
SAVAŞ YILDIZ TÜRKİYE’YE İADE EDİLDİ Mİ?
Ancak Dündar, 10 Ekim katliamından doğrudan sorumlu tutulduğu bir suçlamayla değil, örgüt üyeliği suçlamasıyla yargılanıyor. İddianamede katliamla bağlantısının kurulmadığı belirtiliyor. Dündar’ın tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme, firari sanık Savaş Yıldız’ın Suriye ve Irak’taki durumunun MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü’ne sorulmasına hükmetti.
Dündar, katliamın planlayıcısı olduğu belirtilen Yunus Durmaz’ın o dönemde IŞİD’in Türkiye yapılanmasında sorumlu konumda bulunduğunu, Durmaz’ın da “Ebu Zeynep” kod adlı bir emire bağlı olduğunu söyledi.
Katliamla bağlantılı olduğu belirtilen ancak bu saldırıdan sorumlu tutulmayan isimlerden Ahmet Güneş’in durumu da soru işaretleri arasında. Gaziantep’te IŞİD yapılanması içerisinde görevlendirildiği belirtilen Güneş’in parmak izinin de Dündar’ın parmak izinin bulunduğu bomba kemerinde tespit edildiği aktarıldı.
“IŞİD’in infazcısı” olarak bilinen Güneş, 2015 yılında Gaziantep’te örgüt üyeliği suçlamasıyla yargılandığı davada tahliye edilmişti. Suriye’de bir kişinin infazına ilişkin görüntülerin de bulunduğu dosyada Güneş’e 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmiş, ancak firari olması nedeniyle ceza uygulanamamıştı. Güneş’in halen firari olduğu belirtiliyor.

Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından mahkemeye iletilen bilgilerde, katliam davasının kilit sanıkları arasında bulunan İlhami Balı, Savaş Yıldız ve Deniz Büyükçelebi gibi isimlerin Suriye ve Irak’taki kamp veya cezaevlerinde bulunduğunun bildirildiği ifade ediliyor. Avukatlar, bu kişilerin yerlerinin bilinmesine rağmen Türkiye’ye getirilmemelerine tepki gösteriyor.
Bağdat’taki Karh Merkez Cezaevi’nde tutulan 184 Türkiye vatandaşı IŞİD üyesinin Türkiye’ye getirildiği bilgisi de firari sanıkların durumunu yeniden gündeme taşıdı. Türkiye’ye getirilen bazı IŞİD’lilerin ailelerini arayarak Ankara’da olduklarını bildirdiği aktarıldı. Savaş Yıldız ve Cebrail Kaya gibi firari sanıkların da Türkiye’ye getirildiğine ilişkin haberler yayımlanırken, avukatlar bu bilgilerin resmî makamlarca açıklığa kavuşturulmasını ve sanıkların yargı önüne çıkarılmasını istiyor.
KATLİAM ÖNCESİ “İHBARLARIN DİKKATE ALINMADIĞI” İDDİASI
11 yıldır devam eden adalet mücadelesinin önemli başlıklarından biri de katliamın önlenmesindeki ihmaller ve kamu görevlilerinin sorumluluğu. Avukatlar, saldırı öncesinde gelen istihbaratların dikkate alınmadığını, faillerin faaliyetlerine göz yumulduğunu ve saldırı sonrasında delillerin gizlendiğini öne sürerek çeşitli suç duyurularında bulundu.
Komisyonun açıklamasına göre, dönemin Ankara Emniyet Müdürlüğü görevlileri hakkında Mülkiye müfettişlerince yargılama yapılması gerektiği belirtilmesine rağmen herhangi bir işlem gerçekleştirilmedi. Faillerin saldırıdan önce bomba malzemeleri satın almaya çalıştıklarına ilişkin ihbarları değerlendirmediği iddia edilen Gaziantep emniyet personelleri hakkındaki süreç de zamanaşımı gerekçesiyle kapatıldı.
Avukatların açıklamasına göre faillerin saldırı öncesinde tespit edildiğini gösterdiği ileri sürülen ihbar evrakının soruşturma dosyasına konulmaması nedeniyle Ankara Emniyet Müdürlüğü yetkilileri ve cumhuriyet savcıları hakkında yapılan şikâyetlerden de sonuç alınamadı.
Avukatlar, yalnızca saldırıyı gerçekleştirenlerin değil, katliamın önlenmemesindeki sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin de yargılanması gerektiğini savunuyor.
Katliamın planlandığı hücre evleri ve depolarla bağlantılı olduğu belirtilen, ancak ana dava dosyasında sanık olarak yer almayan IŞİD üyeleri hakkındaki soruşturmalar da belirsizliğini koruyor. Avukatların suç duyuruları sonucunda açılan soruşturmaların tek dosyada birleştirildiği, ancak Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından dosyaya kısıtlılık kararı getirildiği belirtiliyor. Soruşturmada hangi işlemlerin yapıldığı kamuoyuna açıklanmadı.
Firari sanık Savaş Yıldız hakkında Adana ve Mersin’de HDP binalarına düzenlenen bombalı saldırılarla ilgili soruşturmada da kısıtlılık kararı sürüyor. Suruç katliamıyla bağlantılı olduğu belirtilen IŞİD üyeleri hakkındaki soruşturmada da benzer bir karar bulunduğu aktarılıyor.
AVUKAT KOMİSYONU: 11 YILLIK KARARTMAYA SON
10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu, katliamın 11’inci yılında yaptığı açıklamada, gerçek sorumlular ortaya çıkarılmadan ve kamu görevlilerinin rolü aydınlatılmadan ülkede gerçek bir barış ve demokrasi ortamının kurulamayacağını belirtti. Komisyon, soruşturmalardaki kısıtlılık kararlarının kaldırılmasını, firari sanıkların Türkiye’ye getirilmesini ve katliamla bağlantılı diğer şüphelilerin yargılamaya dahil edilmesini istedi. Avukatların açıklamasının tamamı şu şekilde:
“11 yıldır, 10 Ekim Ankara katliamı ve 2015-2016 yıllarında yaşanan diğer kitle katliamlarının tüm sorumluları ve bunların karanlık senaryolardaki rolleri ortaya çıkarılmadan ülkemizde gerçek bir barış ve demokrasi ortamından bahsetmenin mümkün olmadığını ve bu katliamların aydınlatılmamasının yeni katliamlara zemin hazırlamaya devam edeceğini savunuyoruz. Çünkü bu katliamlar toplumun barış talebine karşı yapılmıştır ve bu katliamları organize edenler ortaya çıkarılıp mahkûm edilmedikçe barışı sabote etmeye devam edeceklerdir.
SORUMLU KAMU GÖREVLİLERİ KORUNMAYA DEVAM ETMEKTEDİR
Bu doğrultuda 11 yıldır tüm sorumluların cezalandırılması ve gerçek anlamda adaletin sağlanması için katliam mağdurları ile birlikte uzun soluklu bir hukuk mücadelesi yürütüyoruz. Bu süreçte en çok çaba gösterdiğimiz konuların başında ise hiç şüphesiz yargılama süresince gerçek faillerin tespit edilerek hesap vermelerinin sağlanması gelmektedir.
Nitekim katliam öncesinde gelen istihbaratları dikkate almayan, sınırda IŞİD’lilerle pazarlık yapan, onlara yol veren ve her türlü kolaylığı sağlayan kamu görevlileri ile katliam günü halkın ve yaralıların üzerine gaz sıkan emniyet görevlileri; yıllarca IŞİD’in örgütlenmesine göz yumup delilleri gizleyerek açıkça suç işleyenlere karşı yıllar içerisinde tarafımızca çeşitli suç duyuruları yapılmışsa da bunlar hakkında hiçbir işlem yapılmamıştır. Hatta İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri tarafından yargılanmaları gerektiği belirtilen dönemin Ankara Emniyet Müdürlüğü görevlileri hakkında da hiçbir işlem yapılmamıştır.
Benzer şekilde, faillerin katliamdan önce tespit edildiklerini gösteren bu ihbar evrakını soruşturma dosyasına koymayarak açıkça delil gizleyen Ankara Emniyet Müdürlüğü yetkilileri ve Cumhuriyet Savcıları hakkındaki şikâyetlerimiz de sonuçsuz bırakılmıştır. Yani bir yandan katliamı gerçekleştirenlere yol verilirken, diğer yandan da görevini yerine getirmeyen kamu görevlilerine dokunulmamıştır.
SORUŞTURMALARA “KISITLILIK KARARI” VERİLEREK GERÇEKLER HALEN SAKLANMAKTADIR
Aynı şekilde firari sanıklardan Savaş Yıldız hakkında Adana ve Mersin HDP binalarındaki bombalı saldırılarla ilgili soruşturmada verilen kısıtlılık kararı da 11 yıldır devam etmektedir ve hangi sebeplerle bu soruşturmada kısıtlılık kararı uygulandığı anlaşılamamaktadır.
Suruç katliamı ile ilgili olarak da katliamla bağlantılı olduğu tespit edilen IŞİD militanları hakkında yapılan suç duyurusunda Şanlıurfa Cumhuriyet Savcılığı tarafından “kısıtlılık” kararı verilmiştir.
Oysa katliamların üzerinden uzun yıllar geçmiş olması, esaslı delillerin toplanması ve delillerin karartılması riskinin bulunmaması göz önüne alındığında, bu kısıtlılık kararlarının hukuki ve meşru hiçbir gerekçesi olamaz. Farklı savcılıklar tarafından ısrarla kısıtlılık kararları verilmesi ve bunların kaldırılmaması, kamuoyundan gizlenmek istenen gerçekler olduğunu göstermektedir. Bu kararlar bir an önce kaldırılmalı ve haklarında suç duyurusunda bulunduğumuz şüpheliler yargılamaya dâhil edilmelidir.
FİRARİ SANIKLAR TÜRKİYE’YE GETİRİLMEMEKTEDİR
Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesine, katliamın kilit sanıklarından İlhami Balı, Savaş Yıldız ve Deniz Büyükçelebi gibi firarilerin Suriye ve Irak’taki kamp ile cezaevlerinde bulundukları resmî olarak bildirilmiştir. En son firari sanıklardan Ömer Deniz Dündar Suriye yönetimi tarafından Türkiye’ye iade edilmiş ve tutuklanmıştır. Basında da Suriye ve Irak’taki kamplarda tutulan çok sayıda Türk vatandaşı IŞİD militanının iade edileceğine; hatta Savaş Yıldız ve Cebrail Kaya gibi bazı firarilerin Türkiye’ye getirildiğine dair haberler yer almaktadır. Bu sanıkların cezaevinde oldukları resmî makamlarca doğrulandığına ve bölge devletleriyle diplomatik temaslar yürütüldüğüne göre, firarilerin Türkiye’ye getirilmemesi için hiçbir engel yoktur. Suriye ve Irak’taki IŞİD militanlarının bilgileri kamuoyuna açıklanmalı, iade süreçleri tamamlanarak yargılanmaları sağlanmalıdır.
11 yıldır olduğu gibi bundan sonra da 10 Ekim Ankara katliamının aydınlatılmasının demokratik bir Türkiye için ne kadar hayati olduğunun bilincinde olan herkesi aynı kararlılıkla davamıza sahip çıkmaya, mücadelemize omuz vermeye çağırıyoruz.
Failleri tanıyoruz, katillerin peşindeyiz.”